Millet olmak başarının temelidir. Kendini, düşünceni, inancını koruyarak güçlü bir toplum olunur, ama millet olmak bunun temel şartıdır.
Kürdistan statüsü temsili, kurumlarının komşu ülkelerle ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerini önemsiyor ve her türünü destekliyoruz. Bu faaliyetler kurum ve statüleri güçlendirir. Fakat bu ilişkiler diğer Kürdistan güçlerine ve ekonomilerine zarar verecekse karşıyız. Bu yorumlarımız da bu çerçevededir.
Şimdi trajik bir tarzda ikinci yüz yılına girerken, birinci yüz yılda kaybedilen biçime yakın Kürdistan statüsünü ve Kürdi bilincini yeniden kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. İlk yüz yılda belli sayıda bölünmeyi atlatmış olsak da sosyal bilinç ve Kürdi akıl güçlüydü. Bu ikinci yüz yılda ise yeni manipülatif operasyonlarla statülerin yanı sıra Kürd sosyal statüsü ve milli akıl da sorunlu hale getiriliyor.
Bunlardan birincisi Rojava’dır; uzun yıllar on binlerce kayıpla elde edilmeye çalışılan bir statü söz konusuyken, akıl tutulması şeklinde merkezi kolonyalist devletlerin iş birliği ve yönlendirmesiyle var olan da kaybedildi. Şimdilerde ise “Kürdçe tabela direnişi” verilmektedir.
İkincisi Rojhilat’tır; son birkaç yılda iki kez fırsat yakalanmışken, bu sefer de bütün Kürd yetkililer ve yine üst akıl, kolonyalistlerin öngörüsü doğrultusunda bir şey elde edemeden bilinmeyen bir sessizliğe mahkûm edildi.
Üçüncüsü Bakur’dur; seçimlerde Kürd seçmenin oyu ile yeni yüzyıla daha etkin girme planı vardır. Bu devam ediyor ama olmayacak gibi duruyor.
Her biri ayrı büyük tehlike olan dördüncü ayak ise Ankara-Süleymaniye-Bağdat ilişkisini tarihsel biçimde oluşturarak Kürdistan’ı bütünüyle statüsüz bırakmak veya gelişmesini engelleyip istikrarsız hale getirmektir. Bu yazı, bu durumu anlatmaya çalışmak için yazıldı.
Birkaç biçimde kendisini gösteren ama kapalı kapılar ardında Bağdat, Ankara, Tahran ve İmralı ortaklığı ile geliştirilen Bafıl Talabani liderliğindeki Talabani Kardeşler-Türkiye ilişkisi ve görüşmeleri sonrasında Kerkük Valiliğinin bir Türkmen’e teslim edilmesi, Bağdat’ta YNK’li bir Kürd’ün cumhurbaşkanı seçilmesi ve son olarak Türk temsilcilerinin Süleymaniye ziyaretleri dikkat çekmektedir.
Bütün bu proje ne yazık ki Kürd resmi ideolojisinin temsilcileri ile Türk devleti ve dolaylı olarak bölge kolonyalistlerinin, olası bir Kürdi statünün oluşmasının önüne geçme çabası olarak ortaya çıkmıştır. Rojava bu kaderi yaşamış, son İran operasyonlarında Kürd tarafının bilinmeyen sessizliği ve apolitik davranışları da bu çerçevede okunmalıdır. En son Türk devletinin aynı hat üzerinden Bafıl Talabani-YNK-Süleymaniye ekseninde geliştirdiği ilişkilerle tüm özgür Kürdistan’ın statüsü hedef alınmaktadır. Bu, oldukça dikkatle izlenmesi ve uyanık olunması gereken politik ve diplomatik bir süreçtir. Bunun ekonomik ve askerî ilişkilere dönüşme olasılığı da yüksek görülmektedir.
İlk olarak Türk devletinin temsilcileri, Bafıl Talabani ve ekibiyle Bağdat ve Süleymaniye’de görüşmeler gerçekleştirdi. Kerkük Vilayet Meclisi’ndeki oturumda eski Vali Rebvar Taha’nın istifası kabul edilirken, meclis üyeleri yeni vali olarak ITC Irak Türkmen Cephesi Başkanı Ağa’yı seçti. Kerkük Valiliği, 1924’ten sonra ilk kez Türkmenlere geçti.
Bağdat’ta Meclis’te yapılan oylamada, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amedi ikinci tur oylamada 329 sandalyeli mecliste cumhurbaşkanı seçildi. Irak’ta 2003 sonrası kurulan siyasi denkleme göre cumhurbaşkanı, Kürd partilerinin adayları arasından seçiliyor. Söz konusu görev için Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) mevcut Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’i aday gösterirken, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) de Nizar Amedi’yi aday göstermişti.
Bu gelişmelerin bu biçimde anti-Kürdi çıkarlarla gerçekleşmesi, bazı merkezlerin etkisinin bulunduğunu doğrular niteliktedir.
En son Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 9 Haziran 2026 Salı günü Bafıl Talabani ile Süleymaniye’de görüştü. Davutoğlu, Bafıl’ın konuşmasına övgüler yağdırdı.
KYB Başkanı Bafıl Talabani’nin bir gün önceki konuşmasını öven Davutoğlu, “Kardeşimiz Bafıl Talabani çok güzel bir konuşma yaptı. Irak’ın bu çatışmalardan galip de çıkabileceğini, esas kaybeden de olabileceğini söyledi. Bence Irak galip gelebilir” dedi.
Bu konuya ilk dikkati çeken Serbest Ferhan Sindi oldu. Independent Türkçe’de 30 Nisan 2026’da “Türkiye’nin Irak siyasetinde Bafıl kartı devrede” başlığıyla uzun bir değerlendirme yazdı. Biz de konuya hâkim çevrelerde yaptığımız araştırmalarda bu eğilimin ve ilişkinin doğru olduğunu gördük. Aynı yazının konu ile doğrudan bağlantılı bölümlerini buraya alıyoruz. Nisan ayında yazılan bu yazının öngörüsünü, iki üç ay sonra yukarıda alıntıladığımız Türk ilişkileriyle görmüş olduk.
“Türkiye’nin yeni süreçte Öcalan ile kurduğu ittifakın Irak ve Kürdistan Bölgesi’ndeki yansıması, Bafıl kartının yeni dengelerin oluşturulmasında devreye girmesi şeklinde oldu. Irak’ta 11 Nisan’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Türkiye’nin KYB’ye verdiği destek, Bafıl’ın Kerkük Valiliğini Türkmenlere hediye etmesiyle karşılık buldu.
Resmi makamların ‘Terörsüz Türkiye’, Kürdlerin genellikle barış süreci, birçok kişinin de sadece süreç dediği projenin bir ayağı SDG/PYD ise diğer ayağının da KYB olduğunu gördük. Ankara’nın düne kadar ‘sakıncalı’ ve ‘terör örgütü işbirlikçisi’ olarak gördüğü Bafıl Talabani, bugünkü Irak siyasetinde Türkiye’nin en önemli müttefiği durumuna gelmiştir. Bu anlamda yaşanan değişim çok çarpıcı ve dikkat çekicidir. Öcalan-Bahçeli-Bafıl üçgeni ve Kerkük, KYB’nin oynadığı rolün ve Bafıl Talabani’nin yeni istikametinin önemini bariz bir şekilde göstermiştir. Suriye’de de bunun sonuçları görüldü ve SDG, mukavemet göstermeden Türkiye’nin istediği şekilde Şam’daki Şara yönetimiyle anlaştı. İran da Türkiye’de şu an KYB ve onun lideri Bafıl’ın Irak’ta güçlenmesine ve önemli makamları elde etmesine karşı değildir. Onların siyasetiyle uyumlu olduğu için de desteklemektedirler.”
Serbest Ferhan Sindi’nin uzun ve derinlemesine analiz ettiği yazının kısa ve ana fikrini aktarmış olduk.
Bu girişte andığımız dörtlü Kürdistan çevirmesi daha iyi anlaşılıyor. Burada yapılması gereken, Kürd milli tarafının bu dörtlü oyunu kısmen de olsa iç milli güçlenmeyle boşa çıkarmasıdır. Şimdilik Bakur seçimlerinde Kürd seçmenin oyu beklenirken, öbür üç çevirme başarılı olmuş görünüyor.
Rojava’da yeni bir çıkış, bölgesel milli gücün geliştirilmesiyle bu oyunu tersine çevirebilir. Rojhilat çıkışı ise ancak Rojhilat güçlerinin bu belirsiz ve çıkmaz süreci Tahran ile bir statü görüşmesine dönüştürmesiyle bazı sonuçlar verebilir.
Bakur seçimlerinde bu statüsüz istek, daha önce iki defa İstanbul seçimlerinde, bir defa da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İmralı’nın işaretine rağmen resmi otoriteye oy vermemiştir. Yereldeki araştırmalarımıza göre aynı süreç işleyerek, her şeye rağmen Kürd seçmeni iktidarı desteklemeyecektir.
Tek şartla desteklenmesini milliyetçi taraf olarak uygun görürüz. O şart da Kürd isteklerinin görülmesi ve bir statüye bağlanmasıdır. Başur’daki Süleymaniye oyunu da böylece boşa çıkarılabilir.
(Yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Rûdaw Medya Grubu'nun kurumsal bakış açısıyla örtüşebilir ya da örtüşmeyebilir.)
