Eski Ahrar uş-Şam komutanı Ebû Ducane, Rûdaw’a konuşarak şunları söyledi: “Biz Kürdüz ve Suriyeliyiz. Kürtlere sesleniyorum; topraklarınızı bırakmayın, evlerinizi terk etmeyin. Biz Suriye’nin bir parçasıyız. Toprak değerlidir, ev değerlidir. IŞİD bölgeye girdiğinde sekiz yıl boyunca dışarıda kaldık ama toprağın değerli olduğunu biliyorduk ve topraklarımızı koruduk.”
Şehba Barajı yakınlarındaki bir köyde doğan Ebû Ducane, kendisine "Kurdî" (Kürt) lakabını seçmiş.
Ebû Ducane el-Kurdî, yeni Suriye’de Kürtlerin bir rolü olması gerektiğine dikkat çekerek şöyle dedi: "Kürtlerin, Arapların ve tüm Suriye halklarının el ele vermesini ve yeni bir Suriye inşa etmesini istiyoruz."
Şehba Barajı yakınlarındaki bir köyde doğan Ebû Ducane, kendisine "Kurdî" (Kürt) lakabını seçmiş.
“Siqûr El Kurd” (Kürt Şahinleri) taburunu kuran komutan, amaçlarının sadece savaşmak olmadığını, aynı zamanda halklarını korumak ve onlara hizmet etmek olduğunu belirtti.
Ebû Ducane el-Kurdî, Rûdaw’ın sorularını yanıtladı:
Rûdaw: Ebû Ducane el-Kurdî, sen eski bir Ahrar uş-Şam komutanıydın. Suriye devriminin başından beri muhalefet saflarında savaşmaya başladın. Başlangıçta seni tanıyabilir miyim? Sana Ebû Ducane ismini kim koydu? Neden Ebû Ducane el-Kurdî? Çünkü Ebû Ducane Kürtçe bir isim değil. Kendini tanıtabilir misin; sen kimsin, Ebû Ducane kimdir?
Ebû Ducane el-Kurdî: Hoş geldin kız kardeşim Solin, sana ve tüm Kürtlere selamlarımı iletiyorum. Ben Kürt bir gencim. Ben, arkadaşlarım ve kuzenlerim, halkımız ve milletimiz için Suriye devrimine katıldık. Adım Ebû Ducane. Ebû Ducane el-Kurdî ismini bana bir arkadaşım verdi. Onun adı Ebû Ducane’ydi, şehit oldu. Ben onun adını aldım. İnsanlar benim Kürt olduğumu ve Suriye devrimi içinde yer aldığımı bilsinler diye adımı Ebû Ducane el-Kurdî yaptım.
Rûdaw: Nerede ve hangi yıl doğdun?
Ebû Ducane el-Kurdî: 1970 yılında Şehba Barajı yakınlarındaki bir köyde doğdum. Atalarımızdan beri, eskiden beri buralıyız. Şehba şehrindeniz.
Rûdaw: Siqûr El Kurd taburunu sen mi kurdun yoksa sonradan mı katıldın? Ahrar uş-Şam’a nasıl geçtiğini anlatabilir misin?
Ebû Ducane el-Kurdî: 2012'de Suriye devrimi başladığında bir Kürt genci olarak Esad rejimine karşı savaştım. Baas'a karşı savaştım sonra 2014 yılında Ahrar uş-Şam’a katıldım ve şu ana kadar da Heyet Tahrir el-Şam bünyesindeyim. “Siqûr El Kurd” adında Kürt bir tabur oluşturdum. Kimi Efrin’den, kimi Şehba ve çevresinden gelen Kürt gençleri vardı. Güzel bir güç oluşturduk ve bölgeden çıkarılana kadar IŞİD’e karşı savaştık. Suriye'den rejim yıkıldıktan sonra durduk.
Rûdaw: Amacınız neydi, hedefiniz neydi?
Ebû Ducane el-Kurdî: Suriye halkının bir parçası olmak istiyorduk. Esad rejimine karşı savaşarak onu yıkmaktı tek amacımız. Biz Kürtler olarak Suriye’nin bir parçasıyız; rejime ve IŞİD’e karşı savaştık.
Rûdaw: Taburda kaç kişiydiniz ve neredeydiniz?
Ebû Ducane el-Kurdî: 150’ye yakın gençtik. Kimi Efrin’den, kimi bizim bölgemizden, kimi de Halep ve çevresindendi. Kürt gençleri olarak var olmak istedik. O yüzden bu taburu kurdum. Kürt olarak rejime karşı savaşmak istedik, savaştık da.
Rûdaw: O gün yeniden silahlanmak mı istedin yoksa silahı bıraktın mı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Hayır, bugün de silahı bırakmak istemiyoruz. Biliyorsun, herkesi temsil eden bir Suriye hükümeti yok. Dil, okul ve iş meselesi var. Kürtlerin, Arapların ve tüm Suriye halklarının el ele vermesini ve yeni bir Suriye inşa etmesini istiyoruz. Kürt gençlerinin hükümette yer almasını ve destek olmasını istiyoruz. Suriye Kürtlerindir, Araplarındır, herkesindir. Türkmenler var. El ele vermeli ve Suriye'yi inşa etmeliyiz.
Rûdaw: “Siqûr El Kurd”u kurdun, başlangıçta bizzat sen onun komutanıydın. Onu kurduğunda kaç kişiydiniz, şimdi kaç kişisiniz?
Ebû Ducane el-Kurdî: Bu benim fikrimdi. Altı-yedi Kürt genciydik. Ahrar uş-Şam’da komutanken Kürtler için bir şeyler yapmamız gerektiğini söyledik. Halep’in kuzeyindeyiz. Önce altı-yedi gençtik, daha sonra Kürt köyleri olan Tel Rıfat, Ebleh ve Hedes köylerinden asker topladık.
Rûdaw: Eğer amacınız Baas rejimini yıkmak idiyse, şu an Kürt savaşçılar olarak amacınız nedir?
Ebû Ducane el-Kurdî: Amacımız milletimize hizmet etmek, Kürtlerimize hizmet etmek, Suriye’ye hizmet etmektir. El ele vererek. Bazı sorunlar vardı, onları çözdük. Kürtlere hizmet etmek istiyorum. Başından beri Kürtlüğümü bırakmadım ve bırakmak da istemiyorum. Kürtlerime ve milletime yakın olmak istiyorum.
Rûdaw: Acaba insanlar Ebû Ducane el-Kurdî’nin varlığından haberdar mı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Ben askeri bir sorumluydum. Sürekli medyaya çıkıyorduk ve kendimizi Kürt olarak tanıtıyorduk. Her zaman milletimiz için oradaydık. Çok fazla zulüm ve baskı yapan IŞİD ile savaş varken direndik ve milletimizi koruduk. Gururla söylemeliyim ki IŞİD büyük bir tehditti; sadece Kürtler için değil, sadece Suriye için değil, tüm dünya için bir tehditti.
Rûdaw: 2018’den beri Şehba, Efrin ve Halep’te Kürtlerin ev ve mülklerine çok zarar geldi. Bu ev ve mülklerin geri verilmesi ya da haklarının iade edilmesi için bir şey yaptınız mı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Evet, bizim köyümüzde ve çevresinde o köylere yönelik bir zulüm ve baskı olmadı. Buralar Kürt köyleriydi. Bazıları dışarıda ve Suriye’ye geri dönemiyorlar.
Rûdaw: Geçtiğimiz bu yıllarda, Kürt taburundaki arkadaşların arasında Kürtçe mi konuşuyordun yoksa Arapça mı? Ve Kürt dili hakkında ne söylüyorsun? Kalmasını, var olmasını, çocuklarının ve halkın bu dille eğitim görmesini istiyor musun?
Ebû Ducane el-Kurdî: Ben Kürdüm, atalarımdan beri Kürdüm. Kürtlüğümü bırakmadım. Suriyeliyim dediğimde, Kürdüm. Suriyeliliğimizle de Kürtlüğümüzle de gurur duyuyoruz. Biz, Kürtler olarak her zaman Kürt kalmak ve her zaman Suriyeli kalmak istiyoruz.
Rûdaw: Ebû Ducane el-Kurdî Kürtler için ne istiyor?
Ebû Ducane el-Kurdî: Kürtlerin hükümetin bir parçası, toprağın bir parçası olmasını istiyoruz. Kürtler çok zulüm ve baskı gördü. 2004 yılında Baas rejiminin Kamışlo’da Kürtlerin başına ne getirdiğini gördün. Ne Kürtlere ne de başka bir bileşene zulüm ve baskı yapılmasını istemiyoruz.
Rûdaw: Evet, Kamışlo’dan bahsettin. Kamışlo ve Cezire’den kopmamışsın, her şeyi biliyorsun. Taburunun içinde oralardan arkadaşların var mıydı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Evet, Kamışlo’dan gençlerimiz vardı. Bize Kamışlo’yu ve oradaki Kürt halkımızı anlatıyorlardı. Çok iyilerdi ve Kürtçe konuşuyorlardı.
Rûdaw: Kürtler için umudun nedir? Sence Kürtler neye ulaşmalı ya da Suriye’nin geleceğindeki rolleri ne olmalı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Hükümette payları olmalı. Benim gibi, ben unutuldum. Ama savaşmış Kürt gençleri var. Onlar için bir şeyler yapılmalı. Hükümetimizin onları unutmamasını istiyoruz. Onlar için bunu yaptık ve haklarını vermeliyiz.
Rûdaw: Neden bugüne kadar Ebû Ducane el-Kurdî olarak, askeri bir komutan olmana rağmen Suriye Savunma Bakanlığı’nda herhangi bir göreve dahil olmadın?
Ebû Ducane el-Kurdî: Ortak bir teklif vardı. Bana Savunma Bakanlığı’nda bir görev almam söylendi. Ancak biz her zaman Kürtler ile hükümet arasında bir çelişki çıkmamasını istiyorduk. Kürtleri hükümette doğru yerlere ulaştırmak istiyoruz.
Rûdaw: Gelecekleri nasıl olacak? Beş, on ya da yirmi yıl sonrasını nasıl görüyorsun?
Ebû Ducane el-Kurdî: Zulüm ve baskı halkın üzerinde kalıcı olmaz. Baas rejimi gitti, inşallah zulüm ve baskı kalmayacak. Kürt halkı çok iyidir. Haklarımızın olmasını, Kürt kimliğimizin olmasını istiyoruz. Çocuklarımızın okullarda okumasını istiyoruz. Suriye hükümeti okulların açılmasına karar verdiğinde bu olumlu ve çok güzel bir adımdı. Daha da iyi olmasını istiyoruz.
Rûdaw: Acaba Newroz gecesinde ne oldu? Senin ve Kürt gençlerinin bedenleri nasıl ateşe verildi? Bu olaydan hiç bahsetmedin. Bize anlatabilir misin, sizi kim ateşe verdi?
Ebû Ducane el-Kurdî: Newroz’u kutlamak için Tel Aran köyüne gitmiştik. Kürt gençleriyle birlikte Newroz ateşini yakmak istedik. Tel Aran tepesine çıktığımızda üzerimize ateş sıçradı. Üzerimize benzin döküldü ve yandık. 21 gün hastanede kaldım ve hâlâ da tedavi görüyorum. Kim olduğunu bilmiyoruz. Bir gün kim olduğunu ve amacının ne olduğunu bilmeyi umuyoruz.
Rûdaw: Acaba amaç herkese benzin atan o kişi miydi yoksa hedef Ebû Ducane miydi?
Ebû Ducane el-Kurdî: Çevremde çok sayıda genç vardı. Belki bendim, belki de çevremdeki gençlerdi. Ama birlikte dört-beş kişi yandık.
Rûdaw: Ebû Ducane el-Kurdî Suriye’nin geleceğinde kendisini nerede görüyor? Bir makam mı istiyorsun yoksa Kürt taburuna geri dönmek mi istiyorsun?
Ebû Ducane el-Kurdî: Biz bir şey istemiyoruz. Kendi toprağımızda, kendi şehrimizde onurumuzla kalmak ve haklarımızın da hükümette korunmasını istiyoruz. Ben şahsen Suriye halkıma ve Kürt halkıma hizmet etmek istiyorum. Bir makam istemiyorum.
Rûdaw: Eğer sana Suriye Savunma Bakanlığı’nda bir görev, vazife ya da makam teklif edilirse kabul eder misin?
Ebû Ducane el-Kurdî: Kürt gençlerinin unutulmasını istemiyorum. Kendim için bir şey istemiyorum. Halkıma hizmet etmek istiyorum.
Rûdaw: Kendini sadece bir asker olarak mı, yoksa bir siyasetçi veya sosyal aktivist olarak mı görüyorsun? Kendini nerede görüyorsun?
Ebû Ducane el-Kurdî: Milletimin içinde olmak istiyorum. Evet, milletime hizmet etmek istiyorum. Bir makam ya da görev olması önemli değil. Önemli olan insanın milleti için bir iş yapmasıdır.
Rûdaw: Acaba Ebû Ducane el-Kurdî Kürtler için bir şey yaptı mı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Evet, birçok Kürt gelip kapımızı çalıyordu. Onların sorunlarını çözüyorduk. Kürtlere sesleniyorum; topraklarınızı bırakmayın, evlerinizi terk etmeyin. Biz Suriye’nin bir parçasıyız. Toprak değerlidir, ev değerlidir. IŞİD bölgeye girdiğinde sekiz yıl boyunca dışarıda kaldık ama toprağın değerli olduğunu biliyorduk ve topraklarımızı koruduk.
Rûdaw: Taburun ve çevrendeki o Kürt gençler; acaba dağıldılar mı, gittiler mi yoksa hâlâ duruyorlar mı?
Ebû Ducane el-Kurdî: Tüm gençler farklı askeri kurumlara katıldı. Her biri kendi işine ve şartlarına göre bir yere gitti. Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kurulduğunda herkes işinin başına geçti.
Rûdaw: “Siqûr El Kurd”u kuran ve Ahrar uş-Şam’da komutanlık yapan Ebû Ducane el-Kurdî, zaman ayırdığın için teşekkür ederim.
Ebû Ducane el-Kurdî: Ben de size teşekkür ederim.